15 Mart 2018 Perşembe

Şair-i Azam Abdulhak Hamit Tarhan

Şair-i Azam Abdulhak Hamit Tarhan

Abdülhak Hamit Tarhan Hayatı


Abdülhak Hamit Tarhan, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde ve Cumhuriyet Türkiye'sinin ilk yıllarında eserler vermiş, modern edebiyatın doğuşunda etkin bir isimdir.

Köklü ve eski bir ulema ailesinin ferdi olarak dünyaya gelmiş, hayatının her döneminde yüksek mevkilerde bulunmuş, dünyanın birçok yerini görme fırsatı yakalamış, çağının büyük ve güçlü bir sanatçısı sayılmıştır. Tanzimatı, Birinci ve İkinci Meşrutiyetleri ve Cumhuriyeti gören; bu devirlerdeki Tanzimat, Edebiyat-ı Cedide, Milli Edebiyat ve Cumhuriyet devri edebiyatlarını yakından tanıyan sanatçı Türk edebiyatında Şair'i Azam (Büyük Şair) sıfatı ile anılır.

1881'de Poti şehbenderliğine (konsolosluğuna) atanan ama beğenmeyen Hamid, birkaç ay sonra Yunanistan’ın Golos şehrine atandı, burada karısı Fatma Hanım ile beraber üç yıl kaldı. 1883’te Bombay konsolosluğuna atandı. Hasta olan karısına havasının yarayacağını düşünerek bu görevi kabul etti. 3 yıl kaldığı Bombay’da doğanın güzellikleri coşkun şiirler için ilham verdi. Ancak Fatma Hanım’ın durumu iyileşmeyip verem teşhisi konulunca ailesi ile İstanbul’a doğru dönüş yoluna çıktı. Fatma Hanım, İstanbul’a varamadan Beyrut’ta vali olan Nasuhi Bey’in konağında hayatını kaybetti (1885). Şair, Beyrut’ta kaldığı kırk gün boyunca her gün Fatma Hanım’ın mezarını ziyaret etti ve ünlü şiiri “Makber 'i” yazdı. Makber’in yayımlanması ile ünü birden arttı, imparatorluk sınırlarına çıktı. O güne kadar düzyazı alanındaki eserleriyle tanına Hamit, eşinin ölümünden sonra şairliği ile anılır oldu.

İstanbul'a döndüğünde kendisini edebiyata verdi; karısıyla ilgili “Ölü”, “Bunlar O'dur”, “Hacle” eserlerini yayımladı ve Hindistan izlenimlerini kaleme aldı.

Abdülhak Hamit Tarhan Evlilikleri

Eşine olan aşkından Makber'i yazan Abdülhak Hamit Tarhan, eşi vefat ettikten sonra birçok evlilik yapmıştır.

1890’da Nelly Clower adlı İngiliz bir hanımla evlendi.
Nelly 1911 yılında vefat edince aynı yıl Cemile hanım ile evlendi. Evlilikleri uzun sürmedi.
1912 yılında Belçikalı Lucienne ile evlendi. 1920 yılında ayrıldılar.

I. Dünya Savaşı sonunda Viyana’ya gitti. Burada sıkıntılı, parasız günler geçirdi. Türkiye’de geniş yankılara yol açan “Şair-i Azam” adlı şiirini Tanin Gazetesi’nde yayımladı.

İtalyan bir kont ile evli olan eski eşi Lucienne ile yazışmayı sürdürdü.  1927 yılında Lucienne, eşini ve kontes ünvanını terk edip kendisine döndü.

Son eşi Lucienne hanım vasıtası ile dönemin reklamlarına konu olmuştur.

Abdülhak Hamit Lucienne reklam

"biox gayet iyi bir dişmacunu olduğundan memnuniyetle istimal olunur.

Yazdığı Zeynep ve Finten adlı piyes hükumetçe tepki gördü.  Hamit’in rütbesi alındı ve görevinden azledildi. Hamit, bir daha eser yazmamak üzerine söz verince maaşı arttırıldı, rütbesi geri verildi ve Londra’daki görevine geri gönderildi

Milliyet gazetesi'nin 16 mart 1933 tarihli nüshasında başlayan "dil anketi"ne verdiği yanıtlarda, aşağıdaki türkçe karşılıkları teklif etmiştir:

baht karşılığı olarak: alınyazısı
cali karşılığı olarak: yapmacık
camit karşılığı olarak: donuk
canib karşılığı olarak: yan
cahil karşılığı olarak: bilgisiz
çehre karşılığı olarak: yüz
çemen karşılığı olarak: çayır
dağdağa karşılığı olarak: gürültü
dehşet karşılığı olarak: ürküntü
(türk dili, s.: 693, eylül 2009, s. 387)

Kurtuluş Savaşı yıllarında  Viyana’da yoksul bir yaşam sürmekteydi. Zafer kazanıldıktan sonra İstanbul’a döndü ve ona TBMM tarafından “Vatana hizmetleri” dolayısıyla maaş bağlandı; ayrıca İstanbul’da bir daire verildi.

12 Nisan 1937'de Maçka Palas'ta hayatını kaybetti. Ulusal cenaze töreniyle Zincirlikuyu Asri Mezarlığı'na gömüldü. Bu yeni mezarlığa gömülen ilk kişi o oldu. -
-

0 yorum:

Yorum Gönderme